İsrail'de ne kadar Türk var ?

Emirhan

New member
Bir Sayıyla Başlayan Sohbet: İsrail’de Ne Kadar Türk Var?

Geçen yıl bir forum başlığında şu cümleyi görmüştüm:

“İsrail’de gerçekten Türk var mı, yoksa sadece eski hikâyeler mi kaldı?”

İlk bakışta basit bir soru gibi duruyordu. Ama yorumlar ilerledikçe sayıların, pasaportların ve kimliklerin arkasında çok daha karmaşık bir hikâye olduğunu fark ettim.

Bu yüzden burada bir sayı vermekten çok, o sayının içindeki insanları anlatan bir hikâye paylaşmak istiyorum.

Önce kısa cevap: İsrail’de yaşayan Türkiye kökenli insanların sayısı için tek ve kesin bir rakam yok. Çünkü “Türk” tanımı değişiyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yaşayanlar, Türkiye doğumlu İsrail vatandaşları, Türkiye’den göç etmiş Yahudi ailelerin çocukları ve torunları farklı kategorilere giriyor. Araştırmalar ve çeşitli demografik değerlendirmeler genel olarak Türkiye kökenli on binlerce kişilik bir topluluktan söz ediyor; özellikle 1948 sonrası Türkiye’den İsrail’e göç eden Yahudi topluluklarının torunları bugün önemli bir nüfus oluşturuyor. Güncel oturum ve vatandaşlık sayılarına göre Türkiye pasaportlu yaşayanların sayısı ise bunun oldukça altında değerlendiriliyor.

Ama mesele sadece sayı değil.



Bir Havaalanı Bekleme Salonunda Başlayan Sohbet

Hikâyenin kahramanları üç kişiydi.

Mert, meslek gereği her şeyi tabloya döken biriydi. Verileri severdi. Bir şey sorulduğunda önce harita açar, sonra tarih sıralaması çıkarırdı.

Elif ise farklıydı. İnsanların ne hissettiğini merak ederdi. Bir göç hikâyesi duyduğunda ilk sorusu “Neden gittiler?” olurdu, “Kaç kişi gittiler?” değil.

Yanlarında bir de Daniel vardı.

Daniel’in ailesi İstanbul’dan yıllar önce İsrail’e taşınmıştı. Kendisi Tel Aviv’de doğmuştu ama evde hâlâ Türkçe kelimeler dolaşıyordu.

Bekleme salonunda konu birden açıldı.

Mert telefona baktı.

“İnsan internette net sayı arıyor ama bulamıyor.”

Daniel güldü.

“Çünkü kimi sayacağını bilmiyorsunuz.”

Mert hemen sordu:

“Nasıl yani?”

Daniel omuz silkti.

“Ben İsrail doğumluyum. Ama anneannem Balat’ta büyüdü. Dedem İzmirliydi. Evde Türkçe konuşuldu. Şimdi bana Türk mü diyeceksin, İsrailli mi?”

Elif araya girdi.

“Belki de ikisi birden.”

Daniel bu cevabı duyunca kısa süre sustu.

Bazen insanların çözmeye çalıştığı soruların cevabı matematik değil, kabul meselesi oluyor.



Göçün Haritası Düz Çizgilerden Oluşmuyor

Konu ilerledikçe Daniel ailesinin hikâyesini anlattı.

1950’lerde Türkiye’den ayrılan büyükleri, yanlarına çok az eşya almış. Ama tarifler, şarkılar ve kelimeler kalmış.

Bir gün anneannesi ona şöyle demiş:

“Biz ülke değiştirdik ama mutfağın dili uzun süre değişmedi.”

Mert yine kendi yöntemindeydi.

“Demek tarihsel olarak birkaç göç dalgası var.”

Daniel başını salladı.

Evet, özellikle İsrail’in kuruluşunu izleyen dönemde Türkiye’den önemli ölçüde Yahudi göçü gerçekleşmişti. Sonraki yıllarda hareket azalmış, ama bağ tamamen kopmamıştı. Ticaret, eğitim, aile ilişkileri, geçici çalışma ve çift vatandaşlık gibi nedenlerle bağlantılar sürmüştü.

Mert bunu duyunca not aldı.

Elif başka bir şey sordu:

“Peki insanlar kendilerini nasıl tanımlıyor?”

Daniel güldü.

“İşte en zor soru bu.”

Bir an düşündü.

“Bazen Türk kökenli İsrailli. Bazen İsrailli. Bazen sadece aile hikâyesinin devamı.”

O an fark ettim.

Biz çoğu zaman göçü bir hareket olarak düşünüyoruz.

Oysa göç bazen fiziksel değil; bir sofrada kalan yemek adı, yanlış yerde kullanılan bir deyim ya da torununun anlamını bilmediği eski bir Türkçe cümle olabiliyor.



Bir Akşam Yemeğinde Sayılar Anlamını Kaybetti

Daniel bizi ailesinin evine davet etti.

Masada farklı diller birbirine karışıyordu.

Birisi İbranice konuşuyor, diğeri Türkçe kelime sıkıştırıyor, biri İngilizce tamamlıyordu.

Mert bir noktada yine merakına yenildi.

“Peki sizce İsrail’de kaç Türk vardır?”

Masadaki yaşlı kadın gülümsedi.

“Sayıya göre mi konuşacağız?”

Sonra devam etti:

“Ben İstanbul’dan geldim. Oğlum burada doğdu. Torunum burada büyüdü. Ama hâlâ börek yapıyorum. Şimdi söyle bakalım… Kaç kişiyiz?”

Kimse cevap vermedi.

Çünkü sorunun kendisi değişmişti.

Elif sessizce dedi ki:

“Belki de bazı toplulukları anlamanın yolu saymak değil, dinlemek.”

Bu cümle masada kaldı.



Bugün İsrail’de Türk Olmak Ne Anlama Geliyor?

Dönüş yolunda şunu düşündüm:

İsrail’de yaşayan Türkiye kökenli insanların hikâyesi tek tip değil.

Kimisi kendini güçlü biçimde Türkiye’ye bağlı hissediyor.

Kimisi geçmişi aile albümlerinde taşıyor.

Kimisi Türkçe bilmiyor ama büyükannesinin tarif defterini saklıyor.

Kimisi de iki ülke arasında gidip gelen bir hayat kuruyor.

Sayılar önemli.

Ama sayıların anlatamadığı bir şey daha var:

Bir insan aynı anda birden fazla yere ait hissedebilir.

Belki de asıl ilginç soru şu değil:

“İsrail’de ne kadar Türk var?”

Belki soru şu:

“Bir insanın kökleri kaç kuşak boyunca yolculuk edebilir?”

Bunu okuyanlardan merak ediyorum:

Sizce bir insanın memleketini belirleyen şey doğduğu yer mi, yaşadığı yer mi, yoksa evde anlatılan hikâyeler mi?



Kaynak notu (anlatının tarihsel zemini için yararlanılan genel çerçeve): Türkiye’den İsrail’e Yahudi göçleri üzerine demografik çalışmalar, İsrail Merkezi İstatistik Bürosu verileri üzerine yapılan değerlendirmeler, Türkiye Yahudi toplumu tarihi ve göç araştırmaları.
 
Üst