İlk Parti Ne Zaman Kuruldu? Tarihe Gülümseme Arası Bir Bakış
Hepimiz bir şekilde siyasi partilerin “kuruluş yılları”na karşı duyduğumuz ilginin, genellikle tarih kitabında karşımıza çıkan kuru bir bilgiyle sınırlı kaldığını kabul edebiliriz. Ancak, bu bilgiye bir de mizahi bir bakış açısıyla yaklaşmak, tarihin en ciddiyetle yazılmış satırlarını bambaşka bir gözle görmemizi sağlayabilir. Düşünün ki, ilk siyasi parti kurulduğunda, Twitter yoktu, Instagram Stories’de “ilk parti kurduğunda” fotoğraf paylaşmak yoktu. Yani bir anlamda, parti kurmak, sosyal medyada etiketlenmeyecek kadar ciddi bir işti!
Şimdi bu ciddi soruya eğlenceli bir yanıt arayalım. İlk parti ne zaman kuruldu, kimler tarafından kuruldu ve bu olay tarih boyunca nasıl şekil aldı? İşte bu sorulara karşılık birden fazla bakış açısını beraber keşfedeceğiz!
İlk Parti: Geriye Gitmekte Fayda Var
Bir parti, temelde bir grup insanın ortak bir amaç etrafında birleşmesiyle kurulur. Bu amaç, toplumda daha fazla söz sahibi olmak, değişim yaratmak ya da tamamen bireysel bir egoyu tatmin etmek olabilir (eh, bu da bir ihtimal). Ancak işin aslına bakarsak, ilk siyasi partiler, sadece 'politik' değil, aynı zamanda 'toplumsal' bir tepkimeydi. Hadi, tarih kitaplarından biraz uzaklaşalım ve 18. yüzyılın sonlarına doğru gidelim.
İlk modern siyasi parti olarak kabul edilen yapılar, İngiltere'de ortaya çıkmıştır. 1679’da kurulan Whig ve Tory partileri, resmi anlamda “ilk parti” olarak tarihe geçmiştir. Tabii ki, bu partilerde partizanlık daha çok toplumun aristokrat kesimleri arasında şekillenmişti. Siyasi liderler, tıpkı günümüzde olduğu gibi, birbirlerine karşı rekabet etmek yerine birbirlerine karşı kozlarını paylaşıyorlardı. Ama tabii, bu “kozlar” daha çok parlamentonun içindeki bıyıklı adamların, zengin ve kalın peruklu kadınların stratejik hamlelerinden oluşuyordu.
Erkekler Stratejik, Kadınlar Empatik… Ya da Değil Mi?
Daha önce de belirttiğimiz gibi, tarih yazılırken hep bir tarafın gözünden bakılır. Bu yazıyı yazarken, hepimizin kafasında bir soru işareti olabilir: Siyasi partilerin tarihini sadece birkaç adam mı yazmış? Ya kadınlar, ya da halk? Mesela, partilerin stratejilerinde kadınların empatik yaklaşımlarından bahsediyoruz ama erkeklerin stratejik ve çözüm odaklı yapıları da başlı başına bir inceleme konusudur.
Bu arada, toplumda kadınların genellikle daha empatik olduğu, erkeklerin ise daha çözüm odaklı ve stratejik olduğu üzerine yazılan literatür, 21. yüzyılda bazen klişe olabiliyor. Hepimiz biliyoruz ki, siyasette her insan farklıdır, cinsiyetlere indirgenemez. Kadınlar da strateji belirleyebilir, erkekler de empatik olabilir. Ancak, tarihteki ilk partilerde görülen çoğu figür erkeklerden oluştuğu için, erkeklerin stratejik ve liderlik yönü, tarihsel anlatılarda baskın olmuştur. Ama değil mi, kadınların da politikaya girmeye başlaması ile birlikte, yeni stratejiler ortaya çıkmaya başladı ve bu değişim tarihe iz bıraktı.
Bu noktada, bazı liderlerin duygu ve empatiye ne kadar fazla yer verdiklerini düşünmek gerek. Mesela, ilk kez 20. yüzyılda kadınların oy kullanmaya başlaması ile birlikte, farklı bakış açıları siyasi arenada yer buldu. Bu da partilerin yapısal dönüşümünü hızlandırdı.
Siyasi Partiler ve Mizah: Olayın Felsefesi
Tarihte ilk siyasi partilerin ortaya çıkması, tek başına bir olay değildir. Bu olay, toplumların felsefi ve sosyal dönüşümünün de bir parçasıdır. Ancak mizah burada devreye girdiğinde, partilerin nasıl şekillendiğini daha derin bir şekilde görebiliriz. Siyasi arenada, her şeyin ciddiyetle yapılması gerektiği düşüncesi çok yaygındır. Ama işin aslı, partilerin ortaya çıkışı da genellikle bir tür komedidir. Ne demek istiyorum?
Düşünsenize, parlamentolarındaki ilk oturumda birbirlerine laf atan insanlar, birden “bunu daha resmi bir şekilde yapmalıyız” diyerek bir parti kuruyorlar. Sonrasında ise, her şey sadece bir yolculuğa dönüşüyor. Belki de tarih, gülüp geçilmesi gereken bir serüven olmuştur. Çünkü, siyasi partiler bir amaç uğruna kurulur ama o amacın gidişatı çoğu zaman belirsizdir. Ve bu belirsizlik, tarih boyunca genellikle siyasi mizaha dönüşmüştür.
Parti Kurmak: Gerçekten “İlk Parti” Mi?
Partilerin tarihsel gelişimini düşündüğümüzde, her zaman ilk olanın aslında ilk olmadığını fark ederiz. Her ne kadar Whig ve Tory’ler modern anlamda ilk partiler olarak kabul edilse de, toplumların bir araya gelip fikir birliği oluşturması çok daha eskiye dayanır. Partiler, yalnızca bir yapıyı temsil etmekle kalmaz, aynı zamanda bir toplumun farklı kesimlerinin görüşlerini bir araya getirir. O yüzden, ilk partiyi kuran kişi, belki de toplumdaki farklı düşünceleri birleştiren kişidir.
Bugün, siyasi partilerin kuruluşları artık sadece bir tarihsel olay değil, aynı zamanda insanlık tarihindeki toplumsal değişimlerin yansımasıdır. Bunu görmezden gelmek, ilk siyasi partilerin ortaya çıkışını sadece bir veri olarak kabul etmek olurdu. O yüzden, tarihe bakarken sadece birinciyi değil, “nasıl ve neden” sorularını da sormamız gerek.
Bütün bunları düşündüğümüzde, ilk partiler kurulduğu zaman, belki de kimse “şimdi bir parti kuruyoruz” dememişti. Bir grup insan, “bizim bu sorunlarımız var ve bu sorunlara bir çözüm bulmalıyız” diyerek yola çıkmışlardır. Bugün, siyasi partilerin kurucuları genellikle anıtlaşmış kişilerdir, ancak geçmişte onlar da insan, belki de bizim gibi kaygıları ve hedefleri olan bireylerdi.
Ve sonunda, “ilk parti kuruldu” denilen o an, sadece bir başlangıçtı. Ya da belki, aslında bir son…
Hepimiz bir şekilde siyasi partilerin “kuruluş yılları”na karşı duyduğumuz ilginin, genellikle tarih kitabında karşımıza çıkan kuru bir bilgiyle sınırlı kaldığını kabul edebiliriz. Ancak, bu bilgiye bir de mizahi bir bakış açısıyla yaklaşmak, tarihin en ciddiyetle yazılmış satırlarını bambaşka bir gözle görmemizi sağlayabilir. Düşünün ki, ilk siyasi parti kurulduğunda, Twitter yoktu, Instagram Stories’de “ilk parti kurduğunda” fotoğraf paylaşmak yoktu. Yani bir anlamda, parti kurmak, sosyal medyada etiketlenmeyecek kadar ciddi bir işti!
Şimdi bu ciddi soruya eğlenceli bir yanıt arayalım. İlk parti ne zaman kuruldu, kimler tarafından kuruldu ve bu olay tarih boyunca nasıl şekil aldı? İşte bu sorulara karşılık birden fazla bakış açısını beraber keşfedeceğiz!
İlk Parti: Geriye Gitmekte Fayda Var
Bir parti, temelde bir grup insanın ortak bir amaç etrafında birleşmesiyle kurulur. Bu amaç, toplumda daha fazla söz sahibi olmak, değişim yaratmak ya da tamamen bireysel bir egoyu tatmin etmek olabilir (eh, bu da bir ihtimal). Ancak işin aslına bakarsak, ilk siyasi partiler, sadece 'politik' değil, aynı zamanda 'toplumsal' bir tepkimeydi. Hadi, tarih kitaplarından biraz uzaklaşalım ve 18. yüzyılın sonlarına doğru gidelim.
İlk modern siyasi parti olarak kabul edilen yapılar, İngiltere'de ortaya çıkmıştır. 1679’da kurulan Whig ve Tory partileri, resmi anlamda “ilk parti” olarak tarihe geçmiştir. Tabii ki, bu partilerde partizanlık daha çok toplumun aristokrat kesimleri arasında şekillenmişti. Siyasi liderler, tıpkı günümüzde olduğu gibi, birbirlerine karşı rekabet etmek yerine birbirlerine karşı kozlarını paylaşıyorlardı. Ama tabii, bu “kozlar” daha çok parlamentonun içindeki bıyıklı adamların, zengin ve kalın peruklu kadınların stratejik hamlelerinden oluşuyordu.
Erkekler Stratejik, Kadınlar Empatik… Ya da Değil Mi?
Daha önce de belirttiğimiz gibi, tarih yazılırken hep bir tarafın gözünden bakılır. Bu yazıyı yazarken, hepimizin kafasında bir soru işareti olabilir: Siyasi partilerin tarihini sadece birkaç adam mı yazmış? Ya kadınlar, ya da halk? Mesela, partilerin stratejilerinde kadınların empatik yaklaşımlarından bahsediyoruz ama erkeklerin stratejik ve çözüm odaklı yapıları da başlı başına bir inceleme konusudur.
Bu arada, toplumda kadınların genellikle daha empatik olduğu, erkeklerin ise daha çözüm odaklı ve stratejik olduğu üzerine yazılan literatür, 21. yüzyılda bazen klişe olabiliyor. Hepimiz biliyoruz ki, siyasette her insan farklıdır, cinsiyetlere indirgenemez. Kadınlar da strateji belirleyebilir, erkekler de empatik olabilir. Ancak, tarihteki ilk partilerde görülen çoğu figür erkeklerden oluştuğu için, erkeklerin stratejik ve liderlik yönü, tarihsel anlatılarda baskın olmuştur. Ama değil mi, kadınların da politikaya girmeye başlaması ile birlikte, yeni stratejiler ortaya çıkmaya başladı ve bu değişim tarihe iz bıraktı.
Bu noktada, bazı liderlerin duygu ve empatiye ne kadar fazla yer verdiklerini düşünmek gerek. Mesela, ilk kez 20. yüzyılda kadınların oy kullanmaya başlaması ile birlikte, farklı bakış açıları siyasi arenada yer buldu. Bu da partilerin yapısal dönüşümünü hızlandırdı.
Siyasi Partiler ve Mizah: Olayın Felsefesi
Tarihte ilk siyasi partilerin ortaya çıkması, tek başına bir olay değildir. Bu olay, toplumların felsefi ve sosyal dönüşümünün de bir parçasıdır. Ancak mizah burada devreye girdiğinde, partilerin nasıl şekillendiğini daha derin bir şekilde görebiliriz. Siyasi arenada, her şeyin ciddiyetle yapılması gerektiği düşüncesi çok yaygındır. Ama işin aslı, partilerin ortaya çıkışı da genellikle bir tür komedidir. Ne demek istiyorum?
Düşünsenize, parlamentolarındaki ilk oturumda birbirlerine laf atan insanlar, birden “bunu daha resmi bir şekilde yapmalıyız” diyerek bir parti kuruyorlar. Sonrasında ise, her şey sadece bir yolculuğa dönüşüyor. Belki de tarih, gülüp geçilmesi gereken bir serüven olmuştur. Çünkü, siyasi partiler bir amaç uğruna kurulur ama o amacın gidişatı çoğu zaman belirsizdir. Ve bu belirsizlik, tarih boyunca genellikle siyasi mizaha dönüşmüştür.
Parti Kurmak: Gerçekten “İlk Parti” Mi?
Partilerin tarihsel gelişimini düşündüğümüzde, her zaman ilk olanın aslında ilk olmadığını fark ederiz. Her ne kadar Whig ve Tory’ler modern anlamda ilk partiler olarak kabul edilse de, toplumların bir araya gelip fikir birliği oluşturması çok daha eskiye dayanır. Partiler, yalnızca bir yapıyı temsil etmekle kalmaz, aynı zamanda bir toplumun farklı kesimlerinin görüşlerini bir araya getirir. O yüzden, ilk partiyi kuran kişi, belki de toplumdaki farklı düşünceleri birleştiren kişidir.
Bugün, siyasi partilerin kuruluşları artık sadece bir tarihsel olay değil, aynı zamanda insanlık tarihindeki toplumsal değişimlerin yansımasıdır. Bunu görmezden gelmek, ilk siyasi partilerin ortaya çıkışını sadece bir veri olarak kabul etmek olurdu. O yüzden, tarihe bakarken sadece birinciyi değil, “nasıl ve neden” sorularını da sormamız gerek.
Bütün bunları düşündüğümüzde, ilk partiler kurulduğu zaman, belki de kimse “şimdi bir parti kuruyoruz” dememişti. Bir grup insan, “bizim bu sorunlarımız var ve bu sorunlara bir çözüm bulmalıyız” diyerek yola çıkmışlardır. Bugün, siyasi partilerin kurucuları genellikle anıtlaşmış kişilerdir, ancak geçmişte onlar da insan, belki de bizim gibi kaygıları ve hedefleri olan bireylerdi.
Ve sonunda, “ilk parti kuruldu” denilen o an, sadece bir başlangıçtı. Ya da belki, aslında bir son…