Hakka sığındık kimin eseri ?

Nazik

New member
Hakka Sığındık: Kimindir Bu Eser?

Bir arkadaşım, geçen gün "Hakka sığındık" dediğinde, aniden aklıma bir soru düştü: Peki, bu söz kimin eseri? Herkesin bildiği, anlamını pekiştirdiği ama aslında hangi zekâdan çıktığına dair çoğumuzun kafa karıştırdığı bir ifade. Hem tarihi bir derinlik taşıyan, hem de toplumsal bir yansıma olan bu cümleyi kim söyledi? Hikâyenin detaylarına girmeden önce, hep birlikte bu ifadeyi bir adım daha ileri taşıyan bir soru soralım: Hepimiz farklı dönemlerde, farklı sebeplerle "Hakka sığındık" dediğimizde, aslında ne anlatmak istiyoruz?

Şimdi gelin, bu tarihi ifade etrafında şekillenen bir hikâyeye dalalım. Belki de hepimiz bir an durup, Hakka sığındık dediğimizde gerçekten ne anlatıyoruz, daha iyi anlayabiliriz.

Bir Zamanlar İki Karar, Bir Dönem

Bütün köy, sabahın erken saatlerinde toplanmıştı. Kimileri telaşla bir şeyler hazırlıyor, kimileri ise henüz uykusuz, gözleri kararmış şekilde bir araya geliyordu. Meclis, o gün farklı bir tartışmaya ev sahipliği yapacaktı.

Köyün ileri yaştaki erkeklerinden Aziz Bey, köyün geleceği için çözüm arayışlarını liderlik ettiği bir toplantı düzenlemişti. Herkesin gözleri, tek bir çözüm önerisinin arayışında; köyün güvenliği, tarım, su kaynakları… Ama o gün köyde bir başka mesele vardı. Kadınlar, tarlada çalışma saatlerinin uzamasından ve köydeki temel adaletin sağlanamamasından dolayı huzursuzdu. Ancak, bu konuda çözüm öneren kimse yoktu. Sadece bir soru vardı: "Kadınlar neden hep ikinci planda kalıyor?"

Kadınlar, bu soruyu gündeme getirdiğinde, erkekler çözüm odaklı bir şekilde meseleye yaklaşmak yerine birbirlerine bakıp geçiştiriyorlardı. Aziz Bey'in stratejisi, hep olduğu gibi, "daha fazla çalışmak" ve "zorunlu olarak birlik olmak" üzerineydi. Fakat o gün bir fark vardı. Mecliste, kadının sesini yükselten, cesur bir kadın vardı: Zeynep.

Zeynep’in Sesi: Duyguların ve İlişkilerin Gücü

Zeynep, sadece çalışkan bir çiftçi değil, aynı zamanda köyün en güçlü seslerinden biriydi. Onun için köydeki her insan, bir parça da olsa değer taşırdı. Zeynep, yalnızca tarlalarda değil, aynı zamanda köydeki insan ilişkilerinde de önemli bir figürdü. Erkekler çözüm ararken, o her zaman önce insanların kalbine dokunmanın, birbirini anlamanın, güçlü bir topluluk oluşturmanın önemini vurgulamıştı.

Bir gün, Zeynep cesur bir şekilde söz aldı ve şöyle dedi:

“Aziz Bey, evet, biz de çözüm arıyoruz. Ancak çözüm sadece tarlaya ekilen tohumlarla ilgili değil. Biz kadınlar da bu köyün en önemli parçalarından biriyiz. İşimizi büyütmek, toprağı daha verimli hale getirmek değil sadece, aynı zamanda birbirimizi anlamak, daha eşit ve huzurlu bir ortam yaratmaktır."

Kadınların sözleri, köyün diğer erkeklerinin ilgisini çekmişti. Herkes durup Zeynep’in söylediklerini dinlemeye başlamıştı. Erkekler, genellikle bir sonuca varmaya odaklanırken, Zeynep, çözümün yalnızca akıl değil, duygusal bir yaklaşımla da bulunabileceğine dikkat çekiyordu.

Tarihin İçinden Gelen Söz: Hakka Sığındık

Toplantının en hararetli anında, bir yaşlı kadının sesi duyuldu. Kadın, yıllardır köydeki meclisleri izlemişti ama bugünkü sözler bambaşkaydı. "Hakka sığındık," dedi. O anda herkes derin bir sessizliğe büründü. Bu söz, sadece bir güvence değil, adaletin ve hakkın peşinden gidilmesi gerektiğini hatırlatan bir uyarıydı.

Bu söz, yıllar önce köyde yaşanan bir olayı hatırlatıyordu. O zamanlar köy, dışarıdan gelen saldırılara karşı büyük bir tehdit altındaydı. Erkekler savaşmak için stratejiler geliştireceklerini söylese de, kadınlar toprakları savunacak, hayvanları koruyacak ve köyün moralini yüksek tutacak şekilde çalışmışlardı. O dönemin özelliği, kadınların ve erkeklerin toplumda farklı roller üstlenerek birbirlerini tamamlamalarıydı.

Ve o gün, kadınlar bir kez daha haklarını savunacaklarını söylemişti: "Hakka sığındık," demekle sadece bir tabir kullanmıyorlardı; bu, toplumsal bir adalet talebiydi.

Sosyal ve Toplumsal Etkiler: Hakka Sığındık Ne Anlama Geliyor?

Zeynep'in sesinden sonra, köydeki diğer kadınlar da birbirlerine destek vererek seslerini duyurdular. Bu olay, köydeki erkeklerin stratejik ve çözüm odaklı bakış açılarını sorgulatmıştı. Kadınlar, köydeki birliği sağlamak ve çözüm üretmek için sadece dayanışmaya dayalı bir strateji sunmakla kalmadılar; aynı zamanda daha adil, daha empatik bir yaklaşımın da önemini ortaya koydular.

Bu hikâyede, her iki taraf da birbirlerinin bakış açılarını anlamak ve ortak bir çözüm bulmak adına önemli bir dersten geçtiler. Zeynep'in ve kadınların savunduğu değer, sadece kişisel çıkarları değil, toplumun genel sağlığını ve huzurunu savunmaktı.

O günden sonra, köydeki insanlar yalnızca toprağa değil, birbirlerine daha fazla değer vermeye başladılar. Gerçekten de, "Hakka sığındık" sözü, yalnızca bir kaçış değil, aynı zamanda bir adalet, eşitlik ve toplumsal bütünlük çağrısıydı. Bu kelimeler, bir dönemi değil, hala günümüzde de yaşadığımız sosyal dinamikleri simgeliyordu.

Sonuç: Hakka Sığındık, Hangi Eserin Peşindeyiz?

Peki, “Hakka sığındık” dediğimizde ne anlatıyoruz? Toplumsal bir adaletin peşinden mi gidiyoruz, yoksa sadece kendimize mi sığınıyoruz? Tarihsel bir bakış açısı sunan bu hikâye, sadece kadınların ve erkeklerin toplumsal rollerini değil, aynı zamanda duygusal ve stratejik bakış açılarını da incelememize olanak sağlıyor. Hakka sığındık derken, yalnızca çözüm aramakla kalmıyor, aslında toplumsal bir bütünlüğün ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyoruz.

Şimdi soruyorum: “Hakka sığındık” derken sizce hangi anlamları kastediyoruz? Kadınların ve erkeklerin toplumdaki yerini değiştirebilecek, daha adil bir yaklaşımı nasıl oluşturabiliriz?
 
Üst